Çocuğun olumlu imajlarına yapılan vurgu, eğitim yaklaşımını da tümüyle etkisi altına almaktadır. Müfredatın belirlenmesi, öğretmenin rolü, çevrelerin ve sınıf ortamının düzenlenmesi gibi pek çok konu çocuğun merkeze alan, onun güçlerini, yetkinliklerini ve potansiyellerini kabul eden görüşler üzerine temellenmektedir. Reggio Emilia’daki çocuk imajı ile bağımsızlığını fark eden çocuk, kendi alanını kendisi yarattığı gibi başkalarının alanına da saygı duymayı çok erken dönemde fark eder. Kendini potansiyelinde var olan ve eğitim ortamında öğrendiği pek çok farklı yolla (Çocuğun Yüz Dili) ifade edebilir. Kurduğu ilişkisel bağlarla ve yaşamsal deneyimlerle kendi öğrenmesinin sorumluluğunu alır ve kendini gerçekleştirir. Reggio Emilia Yaklaşımı çocukları büyüdükleri bu çevreden yavaş yavaş çıktıklarında sistemin değiştiricisi, dönüştürücüsü olabilecek özelliklerle de donatılmış olurlar.

Çocuğu anlamak için çocuğa dair tüm duygular, bilgiler çocuğun kendisinden öğrenilir. Çocuk davranışları, cümleleri, girdiği rol, yaptığı taklit, çizdiği resim, gözlemleyerek anlattıkları ile, oyun ile aslında kendi “YÜZ DİLİ” ni kullanır. . Çocuğun içinde bir fikir büyümeye başlar ve bu fikir bulunduğu her ortamda kendini yansıtır. Okul asla daima öngörülebilir olamaz. Neyin gerçekleştiğine ve planlarımızı değiştirebildiğimize açık olmalı ve o anda hem çocuğun içinde hem de kendimizin içinde ilerleyebilecek fikirler ile devam etmeliyiz.

Her birimiz, çocukların dünyasından çıkan düşünceler ile hareket edebilmeliyiz.. Hepimizin meraka ihtiyacı var ve bir konuda ilerlerken çocuklardan topladığımız fikirlere dayanarak yeni bir şeyler deneyebilmeliyiz.Yaşam çocukların düşünceleriyle akarken, farklı fikirlere açık olmalıyız, fikirlerimizi değiştirmeliyiz; yaşamın huzursuz doğasında bilinmeyen ile rahat- mutlu olmalıyız.